Her Bilgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Her Bilgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Kasım 2013 Perşembe

BİR BARDAK ÇAYIN HİKAYESİ...


GÜZEL BİR ÇAY HİKAYESİ...

Üst demlik; gelindir, alt demlik kaynadıkça onun harareti artar, ama ayni zamanda olgunlaşır ve çay demlenir



Bardak; gelinin kocasıdır.Her iki çaydanlıktan da yeterince nasibini alır.

Biraz kaynana doldurur,birazda gelin. Bu nedenle denge unsuru çok önemlidir açık yada demli çayın hoşa gitmemesi bundandır.

Çayın şekeri; ise çocuklardır.Çaya tat verir fakat çok şeker çayın lezzetini bozar. Şekersiz çaya alışanlar için ise bir tanesi bile fazla gelebilir.

Çay kaşığı; görümcedir.Arada bir gelir karıştırır ve  gider.

Kayınpedere gelince; o da çay tabağıdır.Çayın demine suyuna hiç karışmaz, bir köşede  sessiz sedasız bir şekilde oturur. Sadece dökülenleri toplar ve çevreye zarar vermesini engeller. Ancak ara sıra boşaltmak gerekir yoksa taşıp her şeyi berbat edebilir.


Çay süzgeci; ailenin sahip olduğu değerlerdir. Aileyi dış müdahalelerden korur. Delikleri büyük olursa çayın tadı kaçabilir.


Suyu ısıtan ateş ise hoşgörüdür, o olmadan hoşgörü de olmaz.


Kısacası bir bardak çay AiLEDiR,

Ve ağız tadıyla içilen bir bardak çayın üstüne yoktur...


27 Kasım 2013 Çarşamba

Hac ve Önemi


Hac ve Önemi

İslâm şartlarının beşincisi hac’dır. Hac,belli zamanda, belirli yerleri özel bir şekilde ziyaret etmektir.

Hicretin dokuzuncu yılında farz olmuştur. Hac hem mal, hem de beden ile yapılan bir ibadettir. Belirli şartları taşıyan müslümanların ömründe bir defa hacca gitmesi farzdır. Allah’ın her emrinde olduğu gibi haccın farz kılınmasında da bir çok hikmetler ve faydalar vardır.

Çeşitli ülkelerden mukaddes topraklara gelen, dilleri ve renkleri ayrı olan müslümanların tek gaye etrafında bir araya gelmesi ve hep birlikte Allah’a yönelmesi İslâm kardeşliğini güçlendirir. Müslümanların birbiri ile tanışmalarını, birbirlerinin dert ve sıkıntılarına çare bulmalarını sağlar.

Zengin-fakir her seviyede müslümanın ihrama girerek aynı kıyafet içinde bulunması insanlara eşitlik fikrini aşılar, mahşer gününü hatırlatır.

Sevgili peygamberimizin doğup büyüdüğü, İslâm dini’nin cihana yayılmaya başladığı kutsal yerleri görmek ruhlara manevi bir heyecan verir, dini duyguları kuvvetlendirir. Kutsal yerlerde insan kendisini Allah’a daha yakın hisseder, yaptığı ibadetlere kat kat fazla sevab verilir. Allah rızası için hac vazifesini yapan ve insanlara kötülük etmekten sakınanların (kul hakları hariç) birçok günahı bağışlanır. Bu konuda peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Kim Allah için hacceder de kötü söz ve davranışlardan sakınırsa, annesinin onu doğurduğu günkü gibi günahlarından arınmış olarak döner.” (Riyazü’s-Salihin, c.II, s. 521)

Hac Kimlere ve Ne Zaman Farzdır

Aşağıdaki şartları taşıyanlara hacca gitmek farz olur:

1) Akıllı olmak,

2) Erginlik çağına gelmiş olmak,

3) Müslüman olmak,

4) Hür olmak,

5) Haccın farz olduğunu bilmek. (Bu şart müslüman olmayan ülkelerde müslümanlığı kabul edenler içindir. İslâm ülkelerinde yaşayan müslümanlar için haccın farz olduğunu bilmemek özür değildir.)

6) Zorunlu ihtiyaçlardan başka hacca gidip dönünceye kadar kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu aile fertlerinin geçinebileceği maddi güce sahip olmak.

7) Durumuna uygun bir vasıta ile hac yolculuğunu yapabilmesi için vasıta ve yol masraflarını karşılayacak parası olmak.

8) Hac vazifesini yapabilecek zamana yetişmiş olmak.

Saydığımız bu şartlardan başka hac vazifesini bizzat yapmak için şu şartların da bulunması gerekir. Bunlara haccın edasının şartları denir.

Haccın Edasının Şartları:

1) Vücutça sağlıklı olmak, (Kör, kötürüm ve hac yolculuğuna dayanamayacak derecede hasta ve yaşlı olmamak.)

2) Hacca gitmesine bir engel bulunmamak, (Hapiste olmak gibi)

3) Yol güvenliği olmak,

4) Kadının yanında kocası veya evlenmesi caiz olmayan bir mahremi bulunmak.

5) Kocası ölmüş veya boşanmış olan kadınların iddet süreleri bitmiş olmak.

Bu saydığımız şartlara sahip olan bir kimsenin önündeki ilk hac mevsiminde hacca gitmesi farz olur.

Haccın Vacipleri (*)

1 – Müzdelife’de vakfe.

2 – Safa ile Merve tepeleri arasında sa’y etmek

3 – Cemreleri taşlamak (Şeytan taşlamak)

4 – Saçları traş etmek veya kısaltmak

5 – Sader (veda) tavafını edâ etmek

Haccın Sünnetleri (*)

Kudûm tavafı yapmak, erkeklerin kudûm ve ziyâret tavafında remel yapmaları (Reml: Adımları kısaltıp, omuzları silkerek çalımlı bir şekilde yürümektir. Tavafın ilk üç şavt’ında yapılır), Safa ile Merve arasında sa’y ederken, orada bulunan iki direk arasında erkeklerin süratlice geçmeleri, Bayram gecelerinde Mina’da yatmak, arefe günü, güneş doğduktan sonra Mina’dan Arafat’a gitmek, Müzdelife’den Mina’ya bayram günü sabahı, henüz güneş doğmadan hareket etmek, Müzdelife’de gecelemek ve cemreler arasında (Şeytan taşlama esnasında) tertibe riayet etmektir.

Umre

Umre, belirli bir zamana bağlı olmadan usulüne göre ihrama girdikten sonra tavaf etmek, sa’y yapmak ve traş olmaktan ibarettir.

Umre sünnettir. Umre için belirli bir zaman yoktur. Arefe ve onu izleyen kurban bayramı günleri olmak üzere yılda beş günün dışında her zaman umre yapılabilir.

Kıyamet Alametleri


Kıyamet Günü Gökyüzünün Durumu

Kıyametle birlikte gelen yıkım ve dehşet yalnızca yerde gerçekleşecek olaylarla sınırlı değildir. O gün insanın bildiği, alıştığı ve sonsuza dek varlığını sürdüreceğini sandığı tüm varlıklar ve düzenler bozulmaya uğrarlar. O gün dünya tarihi boyunca kapsamı anlaşılamamış, sırlarına son yüzyılda ulaşılabilmiş, akıllara durgunluk veren büyüklükteki gök cisimleri ve uzay için de ölüm vakti gelmiştir. Gökyüzü, Ay, Güneş, yıldızlar ve gezegenler de o gün parçalanıp, yok olurlar. Bu gerçeği Allah Kuran’da insanlara şöyle bildirir:



Şüphesiz, size vaat edilen gerçekleşecektir. Yıldızlar ‘örtülüp (ışıkları) silindiği’ zaman, Gök yarıldığı zaman… (Mürselat Suresi, 7-9)



Evrenin yaratıldığı ilk andan itibaren meydana gelen her olay ve izlenen her görüntü, bunlarda bir olağanüstülük olduğunu sezinleyen ve bir Yaratıcı’nın varlığını mutlak bir şekilde görmek isteyen her insan için büyük birer iman delilidir. Uçsuz bucaksız evrenin her noktasını kaplayan gezegenler, yıldızlar, sayısız gök cismi Allah’ın tek bir emri ile yaratılmış, O’nun kudretiyle muazzam bir dengeyle korunmuştur. Bu başlangıç ve denge ise sırrını hala korumakta, insanların zihinlerini meşgul etmektedir. Aslında bu arayışların sonucunda insanın karşısına çıkan tek gerçek vardır: Allah’ın varlığı. Kapanış günü yaşananlar yine Yaratan’ın büyüklüğüne uygun olarak gerçekleşecektir. Allah, var olan herşey için olduğu gibi gökyüzündeki bu muazzam dünya için de görülmemiş bir son hazırlamıştır.

Gökyüzü insanın her zaman için varlığından ve sürekliliğinden emin olduğu bir tavan gibidir. Allah’ın bir dayanak olmaksızın yükselttiği ve tuttuğu, uçsuz bucaksız uzay ile arasında perde görevi gören, görkemli bir tavan…

Bu tavan yüzyıllarca, dünyayı ve üzerindeki canlıları sayısız tehlikelerden (ultraviyole ışınlar, gök taşları, uzayın dondurucu soğukluğu vs.) en küçük bir aksaklığa meydan vermeden korumuş, canlılığın devamı için gerekli olan en önemli etmen olmuştur. Karanlık uzaydan geçerek gelen ışık, atmosferin taşıdığı özellikler sayesinde dünyaya yeterince yayılmış, tüm gezegeni aydınlatmış ve insan, atmosferdeki hassas oksijen oranı sayesinde nefes alıp, hayat bulabilmiştir. Oysa o gün, gök tüm işlevlerini kaybeder. Artık onun da, Allah Katında belli olan eceli gelmiştir. Kıyamet günü gök Allah’ın dilemesiyle sarsılıp, çalkalanır, çatlar ve yarılır. Bu olaylar ayetlerde şöyle haber verilir:



O gün gök, sarsılıp çalkalanır. (Tur Suresi, 9)



Bu nedenle gök bile yarılıp-çatlamıştır; (artık) O’nun va’di gerçekleştirilip-yerine getirilmiştir. (Müzemmil Suresi, 18)



Gök yarılıp-çatlamıştır; artık o gün, ‘sarkmış-za’fa uğramıştır. (Hakka Suresi, 16)



Dünya tarihi boyunca sayısız canlının yaşamını sürdürebilmesi için en gerekli şartlardan biri olan hava tüm işlevini yitirir. O gün var olan kanunlar alışılan kanunlardan farklıdır. Sayısız fizik kanunu ile gökte sabit bir dengeyle duran atmosfer, eriyip akmaya başlar. Kuran’da o gün gökyüzünün uğrayacağı son şu şekilde anlatılır:



Gökyüzünün erimiş maden gibi olacağı gün; (Mearic Suresi, 8)



Atmosfer o gün erir ve akkor haline gelerek yanmaya başlar. İnsanlar masmavi görmeye alışık oldukları gökyüzünü, o gün kızıl olarak görürler. Gökyüzü yarılıp erimiş, adeta yağ gibi olmuştur:



Sonra gök yarılıp yağ gibi erimiş olarak kıpkırmızı bir gül olduğu zaman; (Rahman Suresi, 37)



Kıyamet günü, o güne kadar Allah’ın büyüklüğünü ve gücünü görmek istemeyen, bile bile yüz çeviren insanlar için pişmanlığın yaşandığı gündür. Bu, öğüt alıp düşünme ve yapılanları telafi etme imkanı tanınmayan bir pişmanlıktır. Tüm insanlar Allah’tan başka dost, yardımcı ve koruyucu olmadığını, Allah’ın gücünü ve gazabını artık kesin olarak anlamışlardır. Böyle bir anda Allah’a ve ahiret gününe karşı inkar içinde olabilecek ve bu inkarında direnebilecek “tek bir insan” dahi yoktur. Bu gerçek Kuran’da tüm insanlara şöyle bildirilmiştir:



Onlar, Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Oysa kıyamet günü yer, bütünüyle O’nun avucu (kabzası)ndadır; gökler de sağ eliyle dürülüp-bükülmüştür. O, şirk koştuklarından münezzeh ve Yücedir. (Zümer Suresi, 67)



O gün insanın tanıyıp bildiği bütün kurallar yok olur. Yaratılışları sırasında Allah’ın “isteyerek veya istemeyerek itaat edin” çağrısına icabet eden ve “isteyerek geldik” diye cevap veren gök ve yer, o gün de kendi yaratılışlarına uygun olarak gerçek sahipleri ve Yaratıcımız olan Allah’a boyun eğerler. Kuran’da Allah’ın göğe ve yere seslenişi şu şekilde anlatılır:



De ki: “Gerçekten siz mi yeri iki günde yaratanı inkar ediyor ve O’na birtakım eşler kılıyorsunuz? O, alemlerin Rabbidir. Orada (yerde) onun üstünde sarsılmaz dağlar var etti, onda bereketler yarattı ve isteyip-arayanlar için eşit olmak üzere ordaki rızıkları dört günde takdir etti. Sonra, duman halinde olan göğe yöneldi; böylece ona ve yere dedi ki: “İsteyerek veya istemeyerek gelin.” İkisi de: “İsteyerek (İtaat ederek) geldik” dediler.” (Fussilet Suresi, 9-11)



Bilindiği gibi inkarcıların iddialarından birisi, maddenin kendi kendine oluştuğudur. Çevrelerinde gördükleri tüm güzelliği tabiatın gücüne bağlarlar. Geri kalan detayları, yani bunların nasıl meydana geldiklerini, bu bilinçli oluşumun nasıl olup da tabiatın kendisi de yokken var olduğunu, cansız bir kavram olan tabiattan ortaya çıktığını asla düşünmezler. Bu mantıksız iddiaya göre herşeyi doğa kendi kendine var etmiştir. Yani hakim olan olağanüstü uyum ve dengenin sahibi taş, toprak, hava ve sudur. Oysa kıyamet günü geldiğinde insan dağın, taşın, toprağın ne hale geldiğini görür ve bu gücün sahibinin tabiatın kendisi olamayacağına şahit olur. Canlı-cansız herşeyin yaratılışının kendisine atfedildiği tabiat, o gün kendisini koruyamayacaktır. Allah herşeyin yalnızca Kendi gücü ve iradesi ile var olduğunu, yalnızca O dileyip koruduğu için korunduğunu insanlara gösterecektir. Birçok insan vicdanları kabul ettiği halde anlamazlıktan geldikleri gerçekleri, o anda çok büyük bir pişmanlıkla hatırlayacaktır. Allah kıyamet günü olacakları ayetlerde şöyle haber vermektedir:



Gök, yarılıp-parçalandığı, Ve ‘kendi yaratılışına uygun’ Rabbine boyun eğdiği zaman; Yer, düzlendiği, İçinde olanları dışa atıp boşaldığı, Ve ‘kendi yaratılışına uygun Rabbine boyun eğdiği zaman. Ey insan, gerçekten sen, hiç durmaksızın Rabbine doğru bir çaba harcayıp durmaktasın; sonunda O’na varacaksın. (İnşikak Suresi, 1-6)

23 Kasım 2013 Cumartesi

Alkolün Vücuda Verdiği Zararlar

Alkolün Vücuda Verdiği Zararlar Nelerdir? 
Alkol insan sağlığını ve toplum düzenini çok ciddi olarak bozmakta ve insan sağlığı üzerinde geri dönülmez hasarlara neden olmaktadır.

Alkolün en fazla tahribata neden olduğu organ beyindir. Alkolün doğrudan etkisi mantıklı düşünme, karar verme ve hareket etme yeteneklerini bozmasıdır. Bu etkiler, alkol alımının hemen ardından görülür ve ciddi kazalar, yaralanmalar ve hatta ölümlere neden olmaktadır. Alkol hafızayı zayıflatır. Alkol beyin hücrelerini öldürdüğü için zamanla beyin küçülür... Erken yaşlanma ve bunamaya yol açar.

Alkol kullanan kişilerde uyku bozuklukları ve uzun süre uyusalar bile yorgun kalkma şikayetleri sık görülür.

Göze giden görme sinirlerinde tahribata neden olarak, zamanla körlüğe kadar varabilecek hasarlara neden olur.

Mide ve yemek borusunu tahriş eder. Gastrit ve ülser oluşumuna yol açar. Vitaminlerin ve diğer besin maddelerinin vücut tarafından emilmesine engel olur. Vücut direnci ve sağlığı bozulur.

Baş ağrısı ve ağız kuruluğu yapar. Vücudun aşırı su kaybetmesine neden olur.

Kanser riskini çok büyük oranda arttıran alkol, yemek borusu, gırtlak, mide ve pankreas kanserlerinin en önemli nedenlerinden biridir.

Kadınlarda adet düzensizliği, erkeklerde iktidarsızlık yani sertleşme sorunları ve anne karnındaki bebeklerde de çok ciddi fiziksel ve zihinsel bozukluklara yol açar.

Kalp hastalıklarına neden olur. Kalpte ritim bozukluğu, kalp yetmezliği gibi sorunlara yol açmasının dışında damar kireçlenmesine de neden olmaktadır. Alkolü az miktarlarda alanlarda da kalp ve damar hastalıkları riski artmaktadır.

Yaralanmalarda, kanın pıhtılaşmasını önlediği için, ciddi kan kaybına yol açar.

Alkol donmayı hızlandırır. Alkol alan kişi vücudunda yalancı bir sıcaklık hisseder, oysaki bu, vücudun hızla ısı kaybettiğinin işaretidir...

Karaciğeri harabeder.

Alkol, diğer uyuşturucuların etkisini arttırdığı için alkol ile uyuşturucuyu aynı anda kullanan kişilerde çok tehlikeli sonuçlara yol açmaktadır.

Ayrıca, tedavi amacıyla kullanılan tıbbi ilaçlarla birlikte alkol kesinlikle kullanılmamalıdır.

Evet, alkolün azı da çoğu da vücuda çok ciddi zararlar verir. Bu nedenle, insan hem kendine hem de sevdiklerine bu kötülüğü yapmamalıdır...

zekat ile ilgili ayetler ve hadisler


zekat ile ilgili ayetler ve hadisler

zekat ile ilgili ayetler 

Bakara / 110 Namazı kılın, zekâtı verin, önceden kendiniz için yaptığınız her iyiliği Allah'ın katında bulacaksınız Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı noksansız görür


Bakara / 254 Ey iman edenler! Kendisinde artık alış-veriş, dostluk ve kayırma bulunmayan gün (kıyamet) gelmeden önce, size verdiğimiz rızıktan hayır yolunda harcayın Gerçekleri inkâr edenler elbette zalimlerdir


Bakara / 267 Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık olarak yerden size çıkardıklarımızdan hayra harcayın Size verilse, gözünüzü yummadan alamayacağınız kötü malı, hayır diye vermeye kalkışmayın Biliniz ki Allah zengindir, övgüye lâyıktır


Rum / 39 İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz Allah'ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekât veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır


Tevbe / 60 Sadakalar (zekâtlar) Allah'tan bir farz olarak ancak, yoksullara, düşkünlere, (zekât toplayan) memurlara, gönülleri (İslâm'a) ısındırılacak olanlara, (hürriyetlerini satın almaya çalışan) kölelere, borçlulara, Allah yolunda çalışıp cihad edenlere, yolcuya mahsustur Allah pek iyi bilendir, hikmet sahibidir


Tevbe / 79-80 Sadakalar hususunda, müminlerden gönüllü verenleri ve güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanları çekiştirip onlarla alay edenler var ya, Allah işte onları maskaraya çevirmiştir Ve onlar için elem verici azap vardır (Ey Muhammed!) Onlar için ister af dile, ister dileme; onlar için yetmiş kez af dilesen de Allah onları asla affetmeyecek Bu, onların Allah ve Resûlünü inkâr etmelerinden ötürüdür Allah fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez.



zekat ile ilgili hadisler

“Kim malının zekâtını sevab umarak verirse, ona sevap verilir Kim de zekâtını vermezse biz zekâtı ve malın yarısını (cezâlı olarak, zorla) alırız Bu, Rabbimizin kesin kararlarından biridir Al-i Muhammed’e ondan bir hak yoktur”

“Hz Abbâs (radıyallâhu anhüm ), Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a hayırda acele etmek maksadıyla daha senesi dolmadan, erken vakitte zekâtın verilmesi husüsunda sormuştu Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) bu hususta ona müsâade etti”

Resulullah (sav) buyurdular ki: "İslam'da ne (zekatı) ayağa getirme, ne (zekat için) uzağa gitme, ne de şiğar (mehre bedel nikahlama) vardır."

Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki: "Sizi (ticari olmayan) atın ve kölenin zekatından affettim, öyle ise gümüş paralannızın zekatını verin. Bunun her kırk dirhemine bir dirhem vereceksiniz. Ancak yüz doksan dirheme zekat düşmez, ikiyüz dirheme ulaştı mı beş dirhem verilecektir."

Sen, Ehlikitap olan bir topluma gidiyorsun. Onları davet edeceğin ilk şey, Allaha ibadettir.Onu bilip anladıklarında, Allahın günde beş vakit namazı farz kıldığını bildir.Bunu kabul edip uygulamaya başladıklarında, Allahın, onlara, mallarından, zenginlerden alınıp, fakirlere verilecek olan zekâtı farz kıldığını bildir.Zekât alırken, halkın gözünde kıymetli olan mallarından uzak dur.Zulme uğrayanın bedduasından da kaçın. Çünkü, onun bedduası ile Allah arasında hiçbir perde yoktur 

Kıyamet gününde, fakirlerden dolayı zenginlerin vay hâline! Çünkü onlar şöyle diyecekler:Ey Rabbimiz! Bu zenginler bize haksızlık ettiler. Senin, bizim için onlara farz kıldığın hakkımızı vermediler.Allah teâlâ da şöyle diyecektir:
İzzetim ve Celâlim hakkı için, sizi yaklaştıracağım, onları uzaklaştıracağım 

Gerçek fakir, bir veya iki lokma, ya da bir veya iki hurma ile baştan savulan değildir, asıl fakir, ihtiyacını giderecek bir şey bulamayan, kendisine sadaka verilmesinin zarureti bilinmeyen ve kalkıp insanlardan da dilenmeyen kimsedir 

Allah Resûlü bize fitre sadakasını zekât âyeti inmeden önce emretmiştir. Zekât emri geldikten sonra, onu vermemizi bize ne emretti, ne de yasakladı. Ama biz gene de veriyorduk 

Sadaka, Rabbin öfkesini söndürür ve kötü ölüme engel olur 

Kulların sabaha kavuştuğu hiçbir gün yoktur ki, iki melek inip, biri:Allahım Allah için veren kimsenin verdiği malın yerine daha iyisini ver!
Öbürü: Allahım Vermeyip, elinde tutanın malına telef ver demesinler 

Bir müslüman, sevabını Allahtan umarak çoluk çocuğuna bir harcama yaparsa, bu onun için bir sadaka olur 

Yarım hurma ile de olsa ateşten korunun. Bunu da bulamazsanız, gönül alıcı güzel sözler söyleyin 

Allah için vermekle mal eksilmez.Allah, affeden kulunun şerefini daha da artırır.Allah için tevazu göstereni, Allah daha da yükseltir 

Yüksek el, alçak elden daha hayırlıdır. Bakmaya yükümlü olandan başla. En hayırlı yardım, ihtiyaç dışındakinden verilendir.Kim iffetli davranmak isterse, Allah onu iffetli kılar.Kim insanlardan bir şey beklemezse, Allah onu kimseye muhtaç etmez 

Veren el, en yüksek eldir. Bakmakla yükümlü olduklarından başla: Annen, baban, kız kardeşin, erkek kardeşin, sonra sırasıyla öbür yakınların.

13 Kasım 2013 Çarşamba

Dursun Ali Erzincanlı Kerbela

Dursun Ali Erzincanlı 
Kerbela
 
Hicretin dördüncü yılı.
Birer yıl arayla Medine'de iki doğum,
İki bayram, iki ay parçası…
Yeryüzünün en hayırlı dedesinin gözbebekleri doğuyor.
Rasû»l-üs Sakaleyn'in kokladığı reyhanları
Fatıma't-üz Zehrâ'nın körpecik fidanları
Ali'yi Mürteza'nın eşsiz kahramanları doğuyor.
Cennet gençliğinin iki seyyidi.
Ehl-i Beyt'in ilk nazlı çiçekleri…
İki ay parçası, " merhabadiyor o incecik sesiyle
İsimlerini Rahman koyuyor, Cebrail nefesiyle
Siz onlara Allah'ın iki lütfu diyin;
Birinin adı Hasan; diğerinin Hüseyin.
Zaman, saadetli günleri yaprak yaprak okurken
Onlar peygamber dizinde büyüdüler
Ve zaten onlar semâda büyüktüler.

Bir gün peygamberlerin incisi oturuyorlar.
Hasan'
la Hüseyin
Birbirlerini yakalama oyununda…
Buyurdular;
" Ha Gayret Hasan! Göreyim seni, yakala Hüseyin'i."
Hz. Ali; " Ya rasulAllah!diyor,
" Hüseyin'den taraf olmanız gerekmez mi?
Hüseyin daha küçük."
Rasulullah buyuruyorlar;
" Baksana! Cebrail de Hüseyin'i tutuyor;
Ha gayret Hüseyin! Göreyim seni diyor."

Yine birgün,
Efendimiz, ashabıyla yürüyorlar.
Hz. Hüseyin çocuklarla oynuyor.
Peygamberimiz, ellerini açıyor;
Tutmak için Hüseyin'i…
Hz. Hüseyin, bir oraya bir buraya kaçıyor.
Ve gülerek yakalıyor onu, Nebiler serveri.
Bir elini kafasının arkasına,
Öbür elini, çenesinin altına koyup öpüyor, kokluyor, öpüyor.
Sonra zamana ve mekana sesleniyor;
" Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin'denim!
Allah'ı seven Hüseyin'i sever!
Hüseyin, torunlardan bir torundur."
Ve bir gün Cebrail bir haberle gelir;
Hüseyin Fırat kıyısında şehit edilecektir.
Orası, üzüntülü, tasalı, mihnetli ve belalı bir yerdir.
Kerb-ü beladır!
Orası Kerbeladır!

Hicretin altmış birinci yılı.
Aylardan Muharrem…
Kan renginde fırat

Kan renginde yakamoz.
Ve dudaklar susuz,
Yürekler susuz…
Kerbelada bir oğul var,
Yoluna oğullar feda.
Bir
torun, Kerbelada…
Dedesinden elli yıl uzakta.
Onun gibi bembeyaz giyimli
Bembeyaz yüzlü.
Atının üzerinden sesleniyor
Kalpleri mühürlü olanlara
Merhametten yoksun olanlara;
" Ben Peygamberiniz Aleyhisselamın kızının oğlu değil miyim?
Ben Hz.Muhammed Mustafa'nın torunu değil miyim?
Şehitler seyyidi Hamza, babamın amcası değil mi?
Çift kanatlı şehit Cafer, benim amcam değil mi?"

Kerbelada bir oğul var,
Çevresinde Yeminler ediliyor şehadete.
Ve birbir toprağa düşüyor yiğitler
Ehl-i Beyt'in solan ilk çiçeği Aliyyül Ekber'di.
Sonra sıra sıra soldu civanlar;
Avn b. Abdullah b. Cafer,
Muhammed b. Abdullah b. Cafer,
Abdurrahman b. Akîl,
Cafer b. Akîl…
İşte bakın, biri daha yürüyor ölüme;
Hz. Hasan'ın oğlu Kâsım!
Onun da yüzü ay parçası.
Elinde kılıç, üzerinde gömlek ve pelerin.
Ayak sandallarından birisinin bağı kopmuş.
Başına bir kılıç iniyor,
Ve " Amca!diyerek yüz üstü düşüyor kerbela'ya.
Kerbela'da bir oğul var
Bir şahin var.
Kucağında üç yaşında bir seyyid;
Adı abdullah!
Ve bir ok, Abdullah'ı boğazından vuruyor
Hz. Hüseyin, kanla dolan avuçlarını yere boşaltıyor
" Yâ Rab!diyor.
" Bize göklerden yardım etmeyeceksen,
Hakkımızda ondan daha hayırlısını ihsan et."

Hicretin altmış birinci yılı
Muharrem ayının onu…
Bir şehit var kerbelada
Tam otuz üç mızrak yarası,
Otuz dört kılıç yarası
Ey Muhammed'im nerdesin nerde?
Hüseyinin başı bir yerde; gövdesi bir yerde!
Bu Hz. Zeyneb'in feryadıdır dedesine;
" Ey Muhammed'im! Ey Muhammed'im!

Sana göklerdeki melekler salatü selam getiriyorlar.
Hüseyin ise şu otsuz bozkır çölde
Tozlara, topraklara, kanlara bulanmış,
Azaları kesilmiş yatıyor.
Ey Muhammedim! senin kızların esir edilmiş,
Zürriyetin hep öldürülmüş.
Sabah yelleri onların üzerine toz toprak savuruyor."

Abdullah bin Abbâs da, o gün Medinede
Rasulullah aleyhisselam'ı görür rüyada
Yanında içi
kan dolu cam bir bardak vardır,
Ve şöyle buyurur:
" Benden sonra Ümmetimin yaptığı şeyi biliyor musun?
Hüseyin'i şehit ettiler.
Bu, Onun ve ashabının kanlarıdır.
Bunu Allah'a sunacağım."

Ya RasulAllah!
Biz asırlar sonra geldik.

Eğer o gün olsaydık Kerbela'da
Allah'a kasem olsun ki
Ashabının seni koruduğu gibi
Korurduk Ehl-i Beyt'ini
Ya da o uğurda verirdik canımızı.
Bu sözümüzün bir isbatı olarak
Bu gün biz senin kapındayız.
Taşıdığımız ehl-i beyt isimleri.
Kimimiz Ali, kimimiz
fatıma
Kimimiz hasan ve hüseyin.
Ve iftiharla senin ismini taşıyor çoğumuz.
Allah ruhumuzu senin kapında
Ehl-i Beytine layık olduğumuz bir anda alsın.
Aliyi Asğar'la,
Zeynelabidin'le her asırda hüseyni çiçekler açarken
Yanaklarında peygamber busesi,
Ve her biri senden bir koku taşırken çağlara.
Allah, bizi onlardan ayırmasın.
Bizi senden ve rızasından ayırmasın.
 

12 Kasım 2013 Salı

Aşure Günü ve Gecesi Nedir? Ne Anlama Gelir? Hangi Günler Oruç Tutulur..?


Aşure Günü ve Gecesi Nedir? Ne Anlama Gelir? Hangi Günler Oruç Tutulur..?

Muharrem ayının onuncu günü Aşure günüdür. Muharrem ayı, Kur’an-ı kerimde, kıymet verilen dört aydan biridir. Muharremin birinci günü oruç tutmak, o senenin tamamını oruç tutmak gibi faziletlidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Ramazandan sonra en faziletli oruç, Muharrem ayında tutulan oruçtur.) [Müslim]
Bu ayın en kıymetli gecesi de Aşure gecesidir. Allahü teâlâ, birçok duaları Aşure günü kabul etmiştir. Hazret-i Âdem’in tevbesinin kabul olması, Hazret-i Nuh’un tufandan kurtulması, Hazret-i Yunus’un balığın karnından çıkması, Hazret-i İbrahim’in ateşte yanmaması, Hazret-i İdris’in canlı olarak göğe çıkarılması, Hazret-i Yakub’un, oğlu Hazret-i Yusuf’a kavuşması, Hazret-i Yusuf’un kuyudan çıkması, Hazret-i Eyyüb’ün hastalıktan kurtulması, Hazret-i Musa’nın Kızıl denizi geçmesi, Hazret-i İsa’nın doğumu ve ölümden kurtulup, diri olarak göğe çıkarılması Aşure günü oldu.

Aşura günü ve gecesi (13 kasım 2013 Aşura günüdür. oruç tutmak çok faziletlidir.Efendimiz (s.a.v) sadece aşura günü oruç tutulmamasını emretmiştir ya bir gün öncesi yada bir gün sonrası birlikte tutulur.)

Ya 12 Kasım Salı 13 Kasım Çarşamba Tutulur Yada 13 Kasım Çarşamba ile 14 Kasım Perşembe Tutulmalıdır.

Aşüre Günü Meydana Gelmiş Ve Gelecek Bazı Mühim Hadiseler

Aşüre Günü Meydana Gelmiş Ve Gelecek Bazı Mühim Hadiseler

1-Adem (a.s)’ın Tövbesinin kabul edildiği gündür.
Hz. Allah evvelâ melekleri halk ediyor. Melekler Hz. Allah’ı zikir ile meşgul oluyorlar. Hz. Allah meleklerine “Ey benim meleklerim ben yeryüzüne kudretim ile halife yaratacağım .Yeryüzünde bana ibâdet edecekler.”

Melekler:” Ya Rabbi! Sen fesat çıkaracak olan şeyi niye yaratıyorsun. Biz seni zikir ediyoruz” derler. Çünkü onlar kendilerinin hılâfete layık olduğunu zan ediyorlardı. Hz. Allah muhakkak ki “ben sizden daha iyi biliyorum. Benim hâlife yaratmamın bir hikmeti vardır” deyince Melekler “Evet rabbimiz en iyi bilendir” diyorlar.

Hz. Allah şekillenmiş balçıktan yani topraktan Adem (a.s)’ı yaratıyor. Bir kaç safhadan geçirildikten sonra ona ruh veriliyor. Adem (a.s) Cuma günü yaratılıyor.Aşure günü kendisine ruh verilmiştir.Sonra Hz. Allah meleklerine Adem (a.s)’a secde emrini veriyor. Melekler Adem (a.s)’ı görünce ona hayran kalıyorlar.

Melekler secde edip kalktıktan sonra Hz. Allah Hocaları olan Azâzile soruyor “Yâ Azâzil sen neden secde etmedin “deyince Azâzil “ben ateşten yaratıldım, Adem ise topraktan yaratıldı.Ateş topraktan daha üstündür”diyor.Böylece Azâzil’in asırlardan gizlediği kibir ve gururu ortaya çıkıyor ve Cennet’den kovuluyor.Melekler bu hali görünce Hz. Allaha şükür için 2 defa secde ediyorlar.Böylelikle insan ile şeytan arasında ezeli savaş başlıyor.Hz.Allah Meleklerine “Ey Meleklerim kendinizi daha layık gördünüz.O zaman şu eşyaların isimlerini sayın diye” buyurunca Melekler :

لاَ عِلْمَ لَنَا اِلّاَ مَا عَلَّمْتَناَ

“Ya Rabbi! Bizim için ilim yoktur.Biz ancak sizin öğrettiğiniz şeyi biliriz” diyorlar. Hz. Allah Adem (a.s)’a eşyaların isimlerini saymasını öğretiyor. Hz. Allah evvelce öğrettiği için Adem (a.s) sayıyor.

Hz.Allah “Ey Meleklerim ben sizin gizlediğiniz şeylerde yani kendinizi hılâfete daha layık gördüğünüzü biliyorum.”

Hz.Allah Adem (a.s) uyku ile uyanıklık arasında iken sol kaburga kemiğinden Havva validemizi yaratıyor.Sonra sen ve zevcen cennete girin.Cennette ki şeylerden istifâde edin.Yiyin için ama şu ağaca dokunmayın.Eğer dokunursanız haddinizi aşanlardan olursunuz.Onlara şeytanın ezeli düşmanı olduğunu ve ona kanmamalarını bildirir .Hz. Adem ve Hz. Havva cennet’e girip yaşamaya başlıyorlar.Şeytan bir gün nurâni surette yanlarına girip “Ey adem ve Havva sizi ebedi saadete ulaştırayım mı?” Adem (a.s) hiç kulak asmıyor.Şeytan yılmayıp “Rabbiniz size neden bu ağaçtan yemeyi yasakladı.Bu Cennetde ebedi bir Melek olarak kalmayın diye.”Hz. Allahın isimlerini veriyor.Adem (a.s) ve Havva v. bir kişi Hz. Allahın ismini zikir ederek yemin edemez.Yeni ve taz olan buğday ağacından yiyorlar.Yedikleri anda avret mahalleri açılıyor.Kendilerinden hayâ ediyorlar.Avret mahallerini incir yapraklarıyla örtmeye çalışıyorlar.

Hz. Allah şöyle nida ediyor “ Ben size demedim mi? O ağaçtan yemeyin şeytan en büyük düşmanınızdır demedim mi?” buyuruyor. Hz. Allah Adem (a.s) ve Havva validemize Yeryüzüne inmelerini söyler.Şeytana da yer yüzünde fesat çıkarmasını söyler.Böylece Hz. Adem ve Havva v. İle şeytan arasında fesat başlıyor.Hz. Adem ve Havva v. çok üzülüyor.
Hz. Adem Hindistan’ın Serendip adasına Hz. Havva’yı Arabistan da ki Cidde’ye indiriyor. Hz. Adem ve Havva v. çok göz yaşı döküyor.

İnsanlardan en çok göz yaşı döken Adem(a.s)’dır.İkinci olarak Davut (a.s)’dır.Adem (a.s)’ın gözyaşını terâzinin bir kefesine koysak diğer kefesine Davut (a.s) dahil bütün insanların gözyaşını koysak Adem (a.s)’ın gözyaşı ağır gelir.Terazinin bir kefesine Davut (a.s) ‘ın gözyaşını diğer kefesine bütün insanların gözyaşını koysak Davut(a.s)’ın gözyaşı ağır gelir.

Hz. Adem tam 300 sene göz yaşı döküyor. Adem (a.s) ‘ın gözyaşlarından serendip ırmağı meydana geliyor.Bütün hayvan ve kuşlar o ırmaktan su içiyorlar.Hz. Allah’a “Ya rabbi! yeryüzünde o kadar tatlı bir su içmedik” deyice Adem (a.s) kuşların bile kendisi ile alay ettiğini düşünerek utancından kafasını semaya kaldırıp bakamıyor. Hz. Allah “Ya Adem! Ben yeryüzünde benden korktuğu için ağlayan kulumun gözyaşından tatlı bir su yaratmadım” buyuruyor. Adem (a.s) ben Rabbimden uzak kaldım diye ağlıyor. Hz. Allah “ ben yakınımdan tövbe edenlere icâbet ederim.Eğer o tesbihlerden uzak olduğunu zan edersen günahkarların bağırmalarını dinle.Meleklerin tesbihlerinden sizin ağlamanız bana daha sevimlidir “diyor. Hz. Allah dünyanın güzelleşmesi için Cennet’de Adem (a.s)’a güzel kokular ihsan ediyor. Adem (a.s)’ın göz yaşlarından karanfil ve tarçın,Havva validemizin göz yaşlarından baharatlar ve şifalı otlar meydana geliyor.Daha sonra Hz. Allah Adem (a.s)’ı safa tepesine,Havva validemizi Merve tepesine çıkarır.Orada Cenâbı Hakka ibadet ediyorlar. Hz. Allah Adem (a.s)’a kabe’nin yerini gösteriyor ve oraya Kabe-i Muazzamayı inşaa etmesini emr ediyor.Daha sonra Havva Validemizde oraya geliyor.Havva v. ve Hz. Adem birleşiyorlar.Beraber tevbe ediyorlar ve tevbeleri kabul oluyor.İşte Havva V. ve Adem (a.s)’ın tövbeleri bugünde, yani Aşure gününde kabul olunmuştur.


2-İdris (a.s)’ın 4. Kat semâvâta yükseldiği gündür.
Hz. Allah her bir Peygambere bir mucize izhar ediyor ki; Nuh (a.s) gemiyi, Musa (a.s) kimyayı, Süleyman (a.s) sabun, Şit (a.s) evi, İdris (a.s) elbiseyi , ölçüyü, tartıyı, seneleri saymayı bulmuştur.İdris (a.s) zamanına kadar insanlar hayvan derileri ile kapanıyorlardı. Ama İdris (a.s) elbise dikmeyi öğrenince elbiseler ile kapanmaya başlıyor.
İdris (a.s) günde 2000 defa Allah’ı zikir edermiş. Dünyada 365 sene yaşıyor. Hz. Allah evvelce bildirdiği gibi kendisini diri olarak semâvâta kaldırıyor.


3-Nuh (a.s)’ın gemisinin Cûdi dağına yerleştiği gündür.
Nuh (a.s) kavmini imana davet ediyor. Kendisine 80 kişi icâbet ediyor.Hz Allaha dua ediyor.
“Ya Rabbi! Arz üzerine kafirlerden deveran eden hiçbirini bırakma”diyor.
Nuh (a.s) gemi yapıp içine iman edenleri ve hayvanlardan birer çift alıp beklemeye başlıyor. Recebi şerif ayında tufanın zulmetleri başlıyor. Kendisine her zaman süt getiren saliha bir teyze “Oğlum Nuh tufanda beni almayı unutma!” diyor. Tufan başlayınca Nuh (a.s) teyzeyi gemiye almayı unutuyor. Tufan şiddetli bir şekilde 6 ay devam ediyor. Seller, dalgalar kâfirleri bir yandan diğer bir yana çarpıyor. Hepsi helak oluyor. Nuh (a.s) Cûdi dağında kalıyor. Orada tufan bittikten sonra kalan erzakları birleştirip aşûre yapıyorlar.
Aşûre Nuh (a.s) ‘ın sünnetidir. Bugün mü’minler ve hayvanlar oruç tutuyorlar. Oruçlarını bu aşûre ile açıyorlar. Tufanda unutulan Saliha kadın süt getirip “oğlum tufanda beni unutma” diyor. Nuh (a.s) şaşırıyor. Tufan bitti diyor. Teyze biraz düşünüp” 6 ay önce hayvanımızın ayağı çamurlu bir şekilde eve gelmişti. Demek ki tufan o zaman oldu diyor. Hz. Allah o hanımı Saliha niyeti sebebi ile tufandan koruyor. Bundan anlaşılıyor ki bir kimsenin Saliha niyeti ve saf kalpli olması çok şeyler kazandırıyor.



4-Hz. Allahın, İbrahim (a.s)’ı dost kabul etmesi ve ateşten koruması, arz ve semâya bakarak Allah’ı bulması hep bu günde zuhur etmiştir.
Halil Sıfatının verilmesi :
Hz. Allah mü’minin kalbine 360 defa nazar edermiş. İbrahim (a.s) zikir ile meşgul olduğu için bu sıfat verilmiş. Melekler zaman zaman İbrahim (a.s)’ın yanına gelir imtihan ederlermiş.Bir defasına 4 büyük melekler imtihana gidiyorlar. İbrahim (a.s) onlara yemek hazırlatıyor. Melekler tabi ki başka bir surette olduğu içi diyor ki; bu yemeğin mükâfatı nedir? Diye sorunca İbrahim (a.s) “başında Besmele, sonunda Elhamdülillah diyerek Allah’ı zikir etmektir” diyor.Melekler aslını, yani Melek olduklarını söylüyor. Hz. Allahın kendisi için Halil’im demesini müjdeliyor.
Kulluktan sonra en büyük makam dostluk makamıdır. Birisini sevecek misin Allah ‘ı sev, korkacak mısın Allah’tan kork, isteyecek misin Allah’tan iste, utanacak mısın Allah’tan


5- Süleyman (a.s) ‘a saltanat verildiği gündür.
Süleyman (a.s) Davut (a.s)’ın 18 oğlundan en küçüğüdür. Gazza şehrinde dünya’ya gelmiştir. Çok fetva sahibi ve bilgili idi. Babasının vefatı ile 13 yaşında tahta geçti. Hz. Allah Süleyman (a.s)’a ilim mi istersin yoksa saltanat mı istersin diye Meleklerine sorduruyor. Süleyman (a.s) ilim isterim deyince Hz. Allah’ın çok hoşuna gidiyor. Cenabı hak ona hem ilim hemde saltanat veriyor.
Süleyman (a.s) “Ya rabbi! Bana öyle bir mülk ver ki benden sonra onu hiç kimseya verme. muhakkak ki sen ihsan edicisindir. İnsanlar, dünya malı elde kalacak olsaydı , Sultan Süleyman’a kalırdı desinler.Böylelikle insanlar dünya malına meyl etmesinler”. Bizde faniyiz dünya malına değer vermememiz lazımdır.
Hz. Allah, Süleyman (a.s)’ın emrine rüzgarı, bütün cinleri ve hayvanları veriyor.Süleyman (a.s) cinleri ağır işlerde kullanıyor. Hz. Allah’a isyan etmesin diye Süleyman (a.s)’a 40 yıl peygamberlik veriyor. Azrail (a.s) bir saatlik ömrü kaldığını haber verdiği zaman, Allahu Teâla’ya iltica ediyor. Cinlerin gaybı bilmediklerinin, insanlar tarafından iyice anlaşılması için vefatının bir müddet onlardan saklanmasını istedi. Bu duası kabul olundu. Cinlere kapısız bir köşk yaptırarak içine girdi. Asasına dayanır halde ruhunu teslim etti. Sağlığında yanına yaklaşan cinler andığı için, onların haberi olmadan bir sene öylece kaldı. Nihayet bir ağaç kurdunun asasını yemesi üzerine yere düştü. Böylece asasına dayalı halde cansız durduğu anlaşıldı. Bu hadiseden anlaşıldığı üzere cinliler gaybı bilmezler. Sadece Hz. Allahın bildirdiğini bilirler.


6- Eyyüp (a.s)’ın hastalıktan kurtulduğu gündür.
Eyyüp (a.s)’ın o kadar malı, mülkü, evladı olduğu halde, Hz. Allah onu imtihan edip elinden her şey’i alıyor. Sadece yanında hanımı kalıyor. Hz. Allah bütün bunlarla beraber çiçek hastelığı veriyor, bütün vücudunu o hastalık kaplıyor. Ama bir defacık bile olsun Mevlâmız’a isyan etmiyor.
Ayeti kerime de meâlen:
“Biz onu sabırlı bulduk, o ne güzel bir kuldur”.
Bazı kitaplarda vücudunu kurtlar sardı, herkes ondan tiksindi, ve köyden atıldı derler , bunlar kesinlikle yanlıştır. Hz. Allah hiçbir Peygamberine böyle yapamaz. Malum ki bu hastalık ilk Eyyüp (a.s)’da meydana gelmiştir. Köylülerin de bir mağaraya sığınmaları ise hastalığın köylülere bulaşmaması içindir. Yoksa köylüler kendisinden tiksindiği için değildir. Bu hastalıktan kurtulması ise şöyledir. Hz. Allah Eyyüp (a.s)’a Cebrâil (a.s) vasıtası ile hitap ediyor:
“Ey kulum! Sen olduğun yerde depren, oradan çıkan su ile yıkan” buyuruyor.Eyyüp (a.s) denileni yapıyor ve şifa buluyor. Bu su şu anda Şanlı Urfa da bulunuyor. Eyyüp (a.s) sabrettiği için Hz. Allah
“ ne güzel kulum” buyuruyor. Onun için sabırda önemli bir ibadettir. Son zamanlar da ise sabır edilmeyen şeylerden biri fakirliktir. Fakirliğe sabır etmek lazımdır. Kimse fakiri hor görmez.
Peygamber Efendimiz :
Fakirlik benim gururumdur. Belki sizin fakir diye hakir gördüğünüz kişi, ya büyük bir mertebeye sahipse hiçbir kimse görüşüne göre davranmaması lazımdır.


7- Musa (a.s)’ın kurtulması, firavun ve askerlerinin denize dökülmesi.
Musa (a.s) ile kavmi, firavundan kaçarken üzerine kızıl deniz geliyor. Hz Allah denizin ortasından yol açıyor, onlarda geçiyorlar. Firavun onların geçtiklerini görünce bizde geçelim diyor. Ama deniz eski haline dönüyor. Firavun ve askerleri boğuluyorlar. Dalgalar onları oradan oraya sürüklüyor,ölüyorlar. Firavun o dehşet’de ölürken Musa’nın rabbine iman ettim diyor. Ben Hz. Allah’a iman ettim demiyor. Allah’ın ismini zikirden âciz, o kadar azılı bir kâfirdir.


8- Yunus (a.s)’ın balığın karnından kurtulması.
Yunus (a.s) Ninova şehrinde ki Âsur şehrini irşat ile vazifelendiriliyor. İnsanların imana gelmesi için çok uğraşıyor, ama kendisine iki kişi iman ediyor. O kadar ileri gidiyorlar ki onu şehir’den kovuyorlar. Yunus (a.s) yine göreve devam ediyor. Onları imana getirmek için çok uğraşıyor.Ama n e yazık ki ne kadar gayret etse de, karşı tarafta hiçbir hiç gayret yoktur. Yunus (a.s) onları korkutuyor.Kırk gün sonra gelecek olan felaketi onlara haber veriyor. Kırk gün sonra şehrin üzerini karabulutlar kaplıyor, nefes alamıyorlar. Herkes Yunus (a.s)’ı arıyor, bulamıyorlar. Sonra kendi başına ibadet yapan birini görüyorlar. O zatın tavsiyesi üzerine tövbe tepesine çıkıyorlar. Birbirleri ile helalleşiyorlar, Hz. Allahın bütün sıfatlarını sayıp içten yalvarıyorlar. Hz. Allah onları af ediyor. Bunun üzerine Yunus (a.s)” bunlar kurtuldular, bundan sonra kimse bana inanmaz” diye bir vahiy gelmeden Tarsus’a giden bir gemiye biniyor. Sonra çok şiddetli bir fırtına başlıyor. Gemidekiler” burada efendisinden kaçan bir köle var, onu bulup denize atalım” diyorlar.Bunu duyan Yunus (a.s) “efendisinden kaçan köle benim, beni atın” diyor. Onun Peygamber olduğunu bilenler bunu kabul etmiyorlar. Üç defa kura çekiliyor, üçünde de Yunus (a.s) çıkıyor, onu atıyorlar. Bir Yunus balığı onu yutuyor. Üç gece balığın karnında kalıyor. Vücudu hamur oluyor. Hayvanların Hz. Allah’ı nasıl zikr ettiğini görüyor.
Hz. Allah’a şu şekilde dua ediyor:

“Senden başka ilah yoktur.Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim!”
Üç günün sonunda balığın karnından çıkıyor. Kendi yerine dönerken yolda bir çoban görüyor. Çoban koşarak onun geldiğini Padişah’a haber verince, Padişah sevinçten saltanâtını o çobana veriyor. Kendisi Yunus(a.s)’ın yanında derviş oluyor.



9- İsâ (a.s) ‘ın Sema’ya kaldırılması.
İsâ (a.s) ‘ın kavminden 12 kişi kendisine iman ediyor. Onlara havâri deniliyor. Yehûda isminde biri İsâ (a.s)’ın yerini düşmanlara söylüyor. Hz. Allah onu semâ’ya kaldırıyor. Yehûdayı da İsâ (a.s)’ın suretine koyuyor. Düşmanlar Yehûda’yı öldürüyorlar.


10-Peygamber Efendimiz’in Medine’ye dahil olması.
Hz. Hatice’nin vefatı, Ebu Talibin vefatı ile müşrikler, azıyorlar. Müslümanlar mallarını, mülklerini bırakarak bölük, bölük Habeşistan’a gidiyorlar. Hz. Ebu Bekir, Peygamber E’miz,Hz. Ali ve hapis olan Müslümanlar kalıyorlar. Müşrikler Dârunnedve de toplanıyorlar. Peygamber Efendimizi öldürmek için çare arıyorlar. Ebu Cehil her kabileden güçlü, kuvvetli olanları seçelim, Muhammedi (s.a.v.) öldürsün. Hz. Allah bunu Peygamber Efendimize haber veriyor. O gece Ebu Bekir ve Peygamber E. Hicret ediyorlar. Peygamber E. Yatağına Hz. Ali’yi yatırıyor. Korkma sana bir şey yapmayacaklar. Eline bir avuç toprak alıyor. Kafirlerin üzerine atarak, Yasin-i Şerif suresinin 9. Ayetini okuyor.Kafirler onu göremiyor.Hz. Ebu Bekir ile sevr mağarasına saklanıyorlar. Mağaranın ağzına bir örümcek yuva yapıyor, bir de ağaç bitiyor. Müşrikler mağaraya kadar geliyorlar, ama içine bakmadan dönüp gidiyorlar. Peygamber E. Mekke’den ayrıldığı için çok üzülüyor ve şöyle diyor.”Ey Mekke! Sen bana beldelerin en hayırlısısın, beni senden çıkarmasalar ben gitmezdim.”Sonra Medine’ye gidiyor,Medine’ye varınca tam bir bayram havası yaşanıyor.

Peygamber Efendimiz ‘in Hatice Validemizle izdivâcı, arşın kürsün yaratılması bu günde meydana gelmiştir. Kıyametin kopmasının da bu günde olacağı rivayet olunmaktadır.

30 Ekim 2013 Çarşamba

▬▬TOPLUMUMUZ NEREYE GİDİYOR..!▬▬

1950: EY DİN KARDEŞİM


1990: MÜSLÜMAN KARDEŞİM


2004: DEĞERLİ KARDEŞİM


2005: KARDEŞİM


2006: VAY KARDEŞİM


2007: KAN KARDEŞİM


2008: KANKA


2009: KANKİ


2010: KANKS


2011: PANPA


2012: PAMPİŞ


2013: PAMPİ


MAYMUNDAN GELMEDİK AMA MAYMUNA GİTTİĞİMİZ KESİN..!

▬▬TOPLUMUMUZ NEREYE GİDİYOR..!▬▬

1950: EY DİN KARDEŞİM


1990: MÜSLÜMAN KARDEŞİM


2004: DEĞERLİ KARDEŞİM


2005: KARDEŞİM


2006: VAY KARDEŞİM


2007: KAN KARDEŞİM


2008: KANKA


2009: KANKİ


2010: KANKS


2011: PANPA


2012: PAMPİŞ


2013: PAMPİ


MAYMUNDAN GELMEDİK AMA MAYMUNA GİTTİĞİMİZ KESİN..!